sırtıma vurdum sırrımı.. sustum..

Sırtımı görmek ister misin?
Sahi ister misin bunu?
O kat kat renkli elbiselerimin altında, herkesten, kendimden bile gizlediğim sırtımı ..
İstemezsin inan.. Bilsen istemezsin..
Şaşarsın ..
O küçücük sırta, bu kadar yara izinin nasıl olup da sığabildiğine şaşarsın..
Çünkü , ben bile şaşırıyorum arasıra..

****

Geceydi..
Yağmur yağıyordu..
Yağmur, kirlerimi arıtan değildi sadece.. Yağmur, üzerimdeki kanı yıkayandı, saklayandı berrak damlalarımı.. Yağmur okşayandı, öpendi ,sarandı.. Yağmur, tek şahidiydi yaralarımın..
Yağmur yağıyordu..
Soyunup , yağmura sunmak vaktiydi kendimi.. Kan fena sızıyordu.. Fena sızıyordu.. Her an biri görebilirdi, elbisemin kusacağı kan lekesini..
Soyundum.. Öpüştük önce.. Göz pınarlarlarımdan öptü beni yine..
"Yine mi" diye sordu.. Acıyan sesiyle..
"Yine " diye fısıldadım..

Önce hiç birşey sormadı, söylemedi.. Sadece yıkadı beni.. Sırtımı her sıvazlayışında, çığlıklar atıyordum.. Çığlıklarımı sadece yağmur duyuyordu.. Yağmur bile kulaklarını tıkıyordu farkındaydım.. Gök gürültülerini salıyordu, sesimi bastırmak için..
Yağmur... Yağmur yaralarımı yakıyordu..

-Ne zaman vazgeçeceksin bundan?
-...
-Söyle ne zaman iflâh olacaksın sen? Ne zaman, vazgeçeceksin şu koşulsuz güvenmelerden? Ne zaman öğreneceksin sırtını kollamayı? Hesap yapmayı? Temkinli olmayı? Ne zaman öğreneceksin?

O da biliyordu aslında, hiç bir zaman iflâh olmayacağımı..
Bir şey söylemek istedim.. Ona ağzının payını vermek..

-Siz değilmiydiniz, "biri hakkında sui zanda bulunup haklı çıkmaktansa , hüsnü zanda bulunup yanılmak daha iyidir diyen?
-Evet ama..
-Aması yok.. Ölçülerin aması olmaz..
-Ama , sırtın.. Daha ne kadar dayanacak bu işkenceye?
-Dayanır o.. Merak etme..
-Garip olan ne biliyor musun?
-Ne?
-Şimdiye kadar, bu derinin nasırlaşması gerekiyordu.. Öyle olur genelde.. Ama seninki..
-Hâlâ, bir bebeğinki kadar ince değil mi?
-Evet.. Hem de çok ince..
-...
-...
-Hadi sus! Sadece yıka beni.. Bana bildiklerimi anlatma.. Yapamayacaklarımı isteme benden.. Bari sen, ahkâm kesme.. Bari sen sorma, sorgulama.. Bari sen yargılama beni.. Sus hadi! Sus ve sadece yıka!

Başka birşey söylemedi.. Sadece yıkadı yaralarımı..

Usulca giydim renkli elbisemi..
Harikaydım..
Rengarenktim..
Kimse anlayamazdı olup biteni.. Bir tek yağmur..
Yağmur beni satmazdı bilirdim.. Yağmur, ihanet etmezdi.. Yağmur, insan gibi değildi ki.. Hem ,sırrımı bilen damlalar çoktan toprağa karışmıştı bile..
Sırrımı yağmura emanet etmenin rahatlığı içindeydim..

****

Oda..
Odam diyemediğim odadaydım .. Zihnimde birbirine düğüm olmuş yüzlerce şey..Cevabını bilmediğim sorular işkencesindeydim yine..
İçime serpilen şüphe tohumlarını izliyordum.. Onları içime serpen elleri tanıyordum.. Tanıdık ellerden , aklıma salıverilen korkular, beynime saplanan kıymıklar..
Zaten bunları yapabilmesi için, o elleri tanıyor olması gerekiyordu insanın..
İhanet, yakından ateşlenmesi gereken bir silahtı.. Uzaktaki bir ihanetle kimse vurulmuyordu.. Yakın, çok yakın, en yakından ateşlenirdi ihanet..

Düşündüm..
Şahmeran'ı , Camsap'ı, Belkıya'yı ....
Şahmeranın, acısını hissettim sol yanımda..

****

Susmalıydım..
Sustuğumu bile belli etmeden , sessiz sedasız susmalıydım...
Sırlarım olduğunu bile unutmalıydım..
Bir söz vermiştim.. Sözümü tutmalıydım...
Susmalıydım..
Sustum..

3 yorum:

mefisto dedi ki...

acıttı..

magnum opus dedi ki...

:|

aa dedi ki...

bu nesir-nazım karışık yazı stilini sevdiğimi fark ettim.

sert bir metin olmuş. sert olması için illa sert olması gerekmez, duygusu çok yüksekte olunca da sertleşiyor çünkü.

bittiğinde aklımda ilk kalanlar iki çok iyi söz/cümle oldu.

"bana bildiklerimi anlatma." müthiş..

"ihanet yakından ateşlenmesi gereken bir silahtır." bu daha da müthiş.. hatta sonrasındaki cümleleri açıklama cümlesi düzeyine indirip, gereksiz kılacak kadar. (bu arada, cümleyi tam yazamamış olabilirim, geri dönüp baxam şu ana kadar yazdıklarımı kaybedicem çünkü :)

helal..